KENDİNİ YÖNET
KENDİNİ YÖNET
Çaresizdi. Bütün hayalleri yıkılmıştı. Bir yıl önce kaybettiği eşinin ardından geriye sadece severek yaptığı sahaflık kalmıştı. İlçenin tek sahafıydı ama çok kazandığı söylenemezdi. Karnını doyurabilecek kadar kazanıyordu. Babasından kalma kulübe gibi bir evde kalıyordu.
Çaresizdi… Bütün hayalleri yıkılmıştı. Çaresizdi çünkü dükkanı ve derme çatma evi elinden alınıyordu. Halbuki ne hayaller kurmuştu. Evini, dükkanını restore edip kitap çeşidini arttıracak; daha profesyonel bir sahaf olacaktı. Nerden bilebilirdi ki arsaların asıl sahibinin yıllar önce iş için Almanya’ya gidip bugüne kadar gelmeyen birine ait olduğunu…..
Süleyman; içine kapanık, fazla konuşmayan birisidir. Pazar günleri hariç diğer günler düzenli olarak dükkanını her sabah yedide açıp akşam ezanıyla birlikte kapatır, hiçbir yere uğramadan evine geçerdi. Kendisine kalsa hiç evlenmezdi. Akrabaları olmadığı için esnafın bulup yardım etmesiyle evlenmişti Zeynep’le. Hayattaki tek arkadaşı da O’ydu zaten. Zeynep kansere yenik düşüp hayata gözlerini yumduktan sonra Süleyman iyice kapatmıştı kendisini. Üstüne bir de evinin, dükkanının elinden gitmesi eklenince dünyası tamamen kararmıştı.
Akşam ezanı okunuyordu. Süleyman’ın son günüydü dükkanda. Ve son gecesi olacaktı evinde. Dükkanı kapatmak için ayaklanır gibi oldu ama vazgeçti. Zaten ne fark ederdi ki.. İkisi de gitmişti elinden. Dibi gördüğünü anlamıştı.
Çaresizdi. Bütün hayalleri yıkılmıştı. Hayat acımasızca şamarını vurmuştu. İnançlı birisiydi ama zihnindeki sorular sürekli inancını sorgulayıp duruyordu….
Kara kara düşünürken birden saate baktı. Gece yarısı olmuştu. Apar topar ayağa kalktı. Ceketini giyip dükkanı kapatarak evin yolunu tuttu. Eve geldiğinde diğer günlerden daha fazla yorgun hissediyordu kendini. Bu sefer ağır gelmişti hayat yükü. Ceketini girişteki askıya astı. Geceliklerini bile giymeden yatağa atıverdi kendini…
Masanın üzerinde tozlanmış bir kitap duruyordu. Sönük ışığıyla odayı aydınlatmaya çalışan eski bir masa lambasından başka hayat belirtisi yoktu odada. Süleyman içinde bulunduğu duruma bir anlam veremiyor, istemsiz bir şekilde masadaki kitaba doğru yaklaşıyordu. Kalp atışları o kadar hızlanmıştı ki kalbi yerinden fırlayacak gibi gibiydi. Kitabın kapağındaki yazıyı okumuş, gecenin karanlığına inat ruhu, bedeni, aklı yazının etkisiyle gündüz gibi aydınlanmıştı. Gündüz ne kelime güneş gibi olmuştu. Zihnindeki bütün belirsizlikler kaybolmuş, geçmişe ait olumsuz ne varsa dağılmıştı. Bedenine apayrı bir enerji dolmuş; her hücresi o yazıyı haykırıyor, her nefesi buhar olup uçarken o yazının silüeti görünüyordu. Hem zaman geçmek bilmiyor hem de yıllar film şeridi gibi gözünün önünde geçiyordu. Tekrar tekrar okudu yazıyı. Beş, on, yüz kaç defa okudu bilmiyordu.
‘Kendini yönet, dünyayı yönetecek gücü bulursun.’ Eflatun.
Kapı ısrarla çalıyordu. Süleyman irkilerek yatağından doğruldu. Kapıyı açtığında arsaların sahibini gördü. Öğlene kadar evi ve dükkanı boşaltması gerektiğini öğleden sonra iş makinalarının gelip yıkacağını söylüyordu. Süleyman tatlı bir gülümsemeyle askıdaki ceketini alıp ‘Şimdi başlayabilirsin’ diyerek sokağa çıktı arsa sahibinin şaşkın bakışlarına aldırış etmeden. Yolda kimi görse selam veriyor, hal hatır soruyordu. Sürekli gülümsüyor, kendisindeki bu değişimin çevresine nasıl bir etki bıraktığına bakarak sessizce ‘Kontrol Bende’ diye haykırıyordu.,
……………….
Tam beş yıl geçmişti aradan. Süleyman’ın işleri bir hayli düzelmişti. Bir sahaf dükkanı ve çevre ilçelerde sekiz şubesi vardı. Dükkanların hepsinin adı aynıydı: ‘EFLATUN’. Dükkanların girişinde rüyasında gördüğü kitabın kapağındaki yazı yazıyordu:
‘Kendi yönet, dünyayı yönetecek gücü bulursun.’
Süleyman artık çaresiz değildi. Yıkılan hayallerini tekrar inşa edip eyleme dönüştürmüştü. Ev ev dolaşarak çok ucuza aldığı eski kitapları yol kenarlarında bir bezin üstüne koyarak satmaya başlamış, Geçen beş yılın ardından bu seviyeye gelmişti. Artık şundan emindi:
‘Hayat kendini yönetebilen insanlar için basit bir oyundan ibarettir.’
HALDEN ANLAR
